Buradasınız : EMSAL KARARLAR » Yargıtay'dan » haksız tutukluluk tazminat
Ceza Genel Kurulu 2006/9-29 E., 2006/22 K.
· HAKSIZ OLARAK TUTUKLU KALDĞI GÜNLER KARŞILIĞINDA İSTENEN MANEVİ TAZMİNAT
· MANEVİ TAZMİNAT TALEBİNDE BULUNURKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR
· YAKALAMA VE TUTUKLAMAYA İLİŞKİN KURALLARIN GÖZARDI EDİLEREK DAVACININ MAĞDURİYETİNE SEBEB OLMASI
· 5663 S. KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA ... [ Madde 3 ]
· 5663 S. KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA ... [ Madde 3 ]
· 5663 S. KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA ... [ Madde 3 ]
· 5663 S. KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA ... [ Madde 3 ]
· 5663 S. KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA ... [ Madde 3 ]
"ÖZET"
"İçtihat Metni"
Davacı H…. Kaya'ya haksız olarak tutuklu kaldığı
günler karşılığında 466 sayılı Yasa uyarınca 200 YTL manevî tazminat ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 100 YTL
dilekçe yazım ücretinin davalı Hazine'den alınarak davacıya verilmesine ilişkin
Bingöl Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 25.01.2005 gün ve 255-21 sayılı hükmün
davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen
Yargıtay 9. Ceza Dairesi 08.12.2005 gün ve 5757-9365 sayı ile;
"1- Objektif bir kriter olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının
sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden
olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar da
gözetilmek suretiyle, zenginleşme sonucu doğurmayacak şekilde hak ve nasafet kurallarına
uygun makul ve makbul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, bu
ölçülere uymayacak miktarda az manevi tazminata hükmedilmesi,
2- Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 20.09.2005 tarihli kararında
belirtildiği üzere, davacı yararına karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret
Tarifesinin 13. maddesi uyarınca tarifenin 3. kısmı gereğince ve ikinci kısmın
ikinci bölümünün onuncu sıra numarasındaki ücretten az olmamak üzere vekalet
ücreti tayini gerekirken dilekçe yazım ücretine hükmedilmesi,"
isabetsizliğinden hükmü bozmuştur.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise bu karara karşı 26.01.2006 gün ve 81128 sayı ile;
"466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanunun 3. maddesinin son
fıkrasında temyiz süresi belirtilmiştir. Buna göre "Bu karar aleyhine
tebliğ tarihinden başlayarak bir hafta içinde temyiz yoluna
başvurulabilir." 466 sayılı Yasada bunun dışında temyiz ile ilgili hüküm
yoktur. Bu nedenle Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.02.1981 tarih ve 443/33
sayılı kararında belirtildiği gibi "466 sayılı Yasa uyarınca açılan
davanın Ceza ve Hukuk davalarındaki usul kurallarını içeren özel bir dava
olduğunun kabulü ve yasadaki boşlukların Ceza ve Hukuk Usulü Yasalarındaki
hükümlere göre doldurulması gerekir." Dava konusu tazminat olmakla düşüncemize göre temyiz ile ilgili olarak
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427. maddesi hükümlerinin uygulanması
gerekir.
HUMK'nun 427. maddesinde yapılan değişiklik 21.07.2004 tarihli Resmi Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. tazminat davası ile ilgili kararın 25.01.2005
tarihinde verilmiş olması nedeniyle temyiz sınırının belirlenmesinde HUMK'nun
427. maddesinin 5219 sayılı Yasa ile değişik halinin dikkate alınması gerekir.
Kaldı ki dava HUMK'nda yapılan değişiklikten sonra 05.10.2004 tarihinde
açılmıştır.
Alacağın tamamının dava edilmiş olmasına ve kararda davacı lehine hükmedilen tazminat miktarının 200 YTL ve reddedilen kısmın 800 YTL olması
nedeniyle 427/4. maddesi içeriği itibariyle tarafların temyiz hakkının olmadığı
gibi, talep edilen manevi tazminat miktarının 1.000.000.000 TL (1000
YTL) olması itibariyle, HUMK'nun 427. maddesinin 2. fıkrasına göre de kesin
nitelikte bir karardır. Bu kararın davacı vekilince de davalı vekilince de
temyizi mümkün değildir." görüşü ile itiraz yasayoluna başvurarak, Özel
Daire kararının kaldırılmasına,tazminat miktarı itibariyle hükmün HUMK'nun
427 ve CMUK'nun 305/3. maddesi gereğince temyizi mümkün olmadığından, aynı
Kanunun 317. maddesi uyarınca davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz
istemlerinin reddine karar verilmesini talep etmiÅŸtir.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca
okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
TÜRK MİLLETİ ADINA
466 sayılı Yasa hükümlerine göre açılan davada; davacının beraatle sonuçlanan
ceza davası sırasında haksız biçimde bir ay süreyle gözaltında ve tutuklu
olarak kaldığı ileri sürülerek 1.000.000.000 TL (1.000 YTL) manevi tazminat isteminde bulunulmuştur.
Yerel Mahkeme, 200.000.000 lira (200 YTL) manevi tazminata hükmedip, fazlaya ilişkin istemi reddetmiştir.
Davacı vekilinin, hükmedilen tazminatın az olduğunu, davalı vekilinin de, reddedilen tazminat miktarı üzerinden davalı lehine avukatlık ücretine
hükmedilmesi gerektiğini belirterek sair nedenlere de dayanmak suretiyle temyiz
yasa yoluna başvurmaları üzerine Özel Daire bu hükmü; hükmedilen tazminat miktarının az olduğu ve davacı lehine eksik avukatlık
ücretine hükmedildiğinden bahisle bozmuştur.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise; haksız tutuklamaya ilişkin tazminat kararlarının bir hafta içerisinde temyiz
edilebileceğinin 466 sayılı Yasada belirtildiğini, anılan Yasada başkaca
açıklayıcı bir hüküm bulunmaması karşısında, temyizin sınırlanması ile ilgili
olarak HUMK'nun 427. maddesi hükümlerinin uygulanması gerektiğini, buna göre
bir milyar lirayı aşmayan tazminat hükmünün, verildiği tarih itibariyle
kesin nitelikte bulunması nedeniyle Yargıtay'ca incelenemeyeceğini belirterek
itiraz yasa yoluna baÅŸvurmuÅŸtur.
Görüleceği üzere çözülmesi gereken hukuki sorun; haksız tutuklamadan doğan tazminat istemlerinin kabûlü veya reddine ilişkin kararların
temyizi halinde HUMK'nun 427. maddesi hükmünün uygulanıp uygulanamayacağına
iliÅŸkindir.
Şahsî hakka ilişkin bulunan maddî ve manevî tazminat davaları esasen medenî yargılamanın
konusuna girmekle beraber, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk
Ceza Yasası'nın 38, 467 ve 486/son maddelerindeki düzenlemeler, şahsî davacı
veya katılana, bazı suçlarda şahsî haklarının hüküm altına alınmasını ceza
yargılaması makamlarından isteme hakkını vermiştir. Bu durumda, ceza davasının
yanında, onunla birlikte yargılanacak ve sonuca bağlanacak bir uyuşmazlık daha
ceza hakîminin önüne getirilmiş olmaktadır.
Haksız ve hukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası ise, ülkemizde ilk kez 1961
Anayasası'nda düzenlenmiş, 30. maddesinde, yakalama ve tutuklamanın hangi
hallerde söz konusu olacağı açıklandıktan sonra maddenin son fıkrasında;
"Bu esaslar dışında işleme tâbi tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü
zararlar kanuna göre Devletçe ödenir" hükmüne yer verilmiştir. Bu
düzenleme doğrultusunda 466 sayılı "Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan
Kimselere tazminat Verilmesi Hakkında Kanun" 1964
yılında kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.
Anılan Yasanın 1. maddesinde; tazminat verilmesini gerektiren kanun dışı
yakalama ve tutuklama halleri, bir başka deyişle öngörülentazminatın hangi durumlarda
istenebileceği yedi bent halinde gösterilmiştir. Bunlardan ilk beş bentte,
kurallara uyulmamasından kaynaklanan yasa ve yöntem dışı yakalamalar ile
tutuklamalar, takip eden iki bentte ise, başlangıçta kurallara uyulmakla
birlikte sonradan ortaya çıkan sonuç bakımından haksız bir görünüme bürünen
yakalama ve tutuklamalar tazminat nedeni olarak öngörülmüştür.
Yasanın 2. maddesinde dava açmaya ilişkin koşullar ve yöntem açıklanarak bu
davalara bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlendirilmiş, 3. maddesinde de tazminat davalarının incelenmesi ve mahkemece karara bağlanması
süreç ve yöntemi, olağan ceza ve medeni yargılama yöntemlerinden farklı biçimde
düzenlenmiş, ayrıca mahkemenin kararı aleyhine tebliğ tarihinden başlayarak bir
hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir.
Görüleceği üzere, haksız yakalanan veya tutuklanan kimselere Devlet'çe tazminat verilebilmesi için bu hususta bir dava açılması
gerekir. Şahsî hakka ilişkin diğer bazı davaların ceza mahkemesinde görülebilmesi
ihtiyarî olduğu halde, haksız tutuklamaya ilişkin tazminat davasının ceza mahkemesinde
görülmesi ve sonuca bağlanması zorunludur. 466 sayılı Yasada mahkeme kararının
bir hafta içinde temyiz edilebileceği belirtilmiş, ancak haksız tutuklamaya
ilişkin tazminat davası sonunda verilen kararlardan
hangilerinin kesin nitelikte oldukları gösterilmemiştir. Anılan Yasada bu
hususu düzenleyen bir kural bulunmaması, mahkemelerin haksız tutuklamaya
ilişkin verdikleri tüm kararların herhangi bir sınırlamaya tâbi tutulmaksızın
temyiz edilebileceğini göstermez. Ceza Genel Kurulu'nun 09.02.1981 tarih ve
443-33 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, 466 sayılı Yasaya göre açılan bu
dava, ceza ve hukuk davalarındaki usûl kurallarını karma biçimde içeren özel
bir dava olduğundan, 466 sayılı Yasadaki boşluklar, Ceza ve Hukuk Yargılama
Yasalarındaki hükümlere göre doldurulmalıdır.
Bu yasalardan hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 305.
maddesinde, ceza mahkemelerinden verilen hükümlerin temyiz edilebileceği
belirtilmektedir. Maddede sözü edilen hükümler, aynı Yasanın 253. maddesinde
sayılan ve ancak bir ceza yargılamasına özgü olan beraat, mahkûmiyet,
yargılamanın durması, düşme ve davanın reddine ilişkin kararlardır. Yine 305.
maddede, temyiz edilemeyecek olan hükümler de belirlenmiştir. Bunlarla ilgili
ölçütler ise, para cezası olarak saptanmıştır. Dolayısıyla ancak bir ceza
hükmünde esas alınabilecek olan bu kıstas, şahsî hakka ilişkin bir talep
üzerine verilen kararlar bakımından uygulanabilir nitelikte değildir. O
bakımdan, haksız tutuklamaya ilişkin tazminat davasında verilen kararların temyizi
halinde, sözü edilen boşluğun Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427. maddesi
uygulanmak suretiyle doldurulması gerekir.
HUMK'nun hüküm tarihinde ve halen yürürlükte bulunan 427. maddesi ise şu
ÅŸekildedir;
"Mahkemelerden verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.
Davada haklı çıkmış olan taraf da hukuki yardımda bulunmak şartıyla, hükmü
temyiz edebilir.
Miktar veya değeri birmilyar lirayı geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına
iliÅŸkin nihai kararlar kesindir.
Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması halinde, birmilyar liralık kesinlik
sınırı alacağın tamamına göre belirlenir.
Alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde, hükümde, asıl isteminin kabul
edilmeyen bölümü birmilyar lirayı geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur; şu
kadar ki karşı tarafça temyiz yoluna başvurulması halinde, düzenleyeceği cevap
dilekçesinde temyize ilişkin itirazlarını ileri sürmesi mümkündür. ..........."
İncelenen olayda, haksız tutuklamaya ilişkin tazminat